Oğlum parkta arkadaşları top oynarken hep geride kalırdı. Atılan topu tutamaz, atmak istediğinde de bambaşka yöne giderdi. Bu durum onu top oyunlarından iyice soğutmuştu; “ben sevmiyorum” der, kenara çekilirdi. Aslında sevmediği oyun değil, beceremediği için yaşadığı hayal kırıklığıydı. Bir çocuğun bir şeyden “hoşlanmadığını” söylemesi, çoğu zaman onu henüz başaramadığının kibar bir ifadesi oluyor.
Sorun neydi?
Bir süre “ilgisi yok” diye düşündüm. Oysa mesele ilgisizlik değil, henüz oturmamış bir beceriydi.
El-göz koordinasyonu (gözün gördüğü bir hareketle elin buna uyumlu tepki vermesi becerisi) top tutmanın ve atmanın temelidir. Gelen topun hızını ve yönünü gözle takip edip eli tam zamanında hazırlamak, aslında oldukça karmaşık bir iştir. Oğlumun bu zamanlaması henüz gelişmemişti; ona kızmak değil, bu beceriyi adım adım çalıştırmak gerekiyordu.
Zorlaştırmadan başlamak
Hatam, doğrudan gerçek bir topla ve hızlı atışlarla başlamaktı. Bu, oğlumu sadece daha çok başarısız hissettirdi. Beceriyi en kolay hâlinden başlatmam gerektiğini anladım.
İşe yarayan oyunlar
Balonla başlamak: Balon yavaş düştüğü için oğluma tutması ve vurması için bol zaman tanıdı. Balonu yere düşürmeden havada tutmaya çalışmak en sevdiğimiz oyun oldu.
Büyük ve yumuşak top: Küçük ve sert top yerine büyük, yumuşak bir topla, yakın mesafeden yuvarlayarak başladık. Yakalaması kolay olunca özgüveni yerine geldi.
Mesafeyi kademeli açmak: Önce kucağına, sonra bir adım, sonra birkaç adım mesafeden attık. Zorluk yavaş yavaş arttı; o da her aşamada başarabildi.
Hedefe atmak: Bir kovaya ya da kutuya top atmak, atış yönünü ve gücünü ayarlamayı eğlenceli biçimde çalıştırdı.
Ne değişti, ne kadar sürdü?
Birkaç hafta düzenli oynadıktan sonra oğlum gelen topu tutmaya, hedefe daha isabetli atmaya başladı. Bir gün parkta arkadaşlarının oyununa kendisi katıldı. O an, becerinin özgüvene nasıl dönüştüğünü gördüm. Artık top oyunu onun için bir başarısızlık kaynağı değil, keyifli bir sosyal etkinlikti.
Rekabeti değil oyunu öne çıkarmak
Fark ettiğim bir başka şey, top oyununu bir yarış gibi sunduğumda oğlumun hemen kapandığıydı. “Kim daha çok tuttu” yerine “hadi balonu birlikte havada tutalım” demek, baskıyı ortadan kaldırdı. İş birliği içeren oyunlar, rekabetçi olanlardan çok daha cesaretlendiriciydi.
Bir de kıyaslamayı bıraktım. “Bak arkadaşın tutuyor” demek onu yalnızca daha çok geriyordu. Yalnızca kendi ilerlemesine odaklandığımızda, dün tutamadığını bugün tutması bizim için yeterli bir başarıydı.
Bize iyi gelen kurallar
- Gerçek ve hızlı topla değil, balon ya da büyük yumuşak topla başlamak.
- Mesafeyi çok kısa tutup kademeli olarak açmak.
- Başaramadığında üstelememek; zorluğu bir basamak geri almak.
- Küçük başarıları fark edip içtenlikle desteklemek.
- Beceriyi bir yarış değil, birlikte oynanan bir oyun gibi sunmak.
Bir not
El-göz koordinasyonundaki gecikme belirginse ve başka gelişim alanlarını da etkiliyorsa, bir çocuk hekimine ya da ergoterapiste danışmak faydalı olabilir. Benimki uygun oyunlarla desteklenince açılan bir gecikmeydi.
Neden işe yaradı?
İşe yarayan şey daha çok top attırmak değil, beceriyi çocuğun başarabileceği bir seviyeden başlatmaktı. Balonla kazanılan güven, giderek gerçek topa taşındı. Bazen bir çocuğun bir oyunu “sevmesi” için önce onu başarabileceğini hissetmesi yetiyor.
Bu dönemde oğlumun genel gelişimini ve enerjisini desteklemek için beslenmesine de özen gösterdik. Uzbionik Boy Uzatma ve Gelişim Takviyesi, çocukların günlük vitamin ve mineral ihtiyacını desteklemeye yönelik hazırlanmış bir tamamlayıcıdır; dengeli beslenmenin ve bol hareketin yerini tutmaz, bu bütünün yanında düşünülür.
Kaynakça
Türkiye Ergoterapistler Derneği. El-göz koordinasyonu ve motor beceri gelişimi bilgilendirmesi.
Yavuzer, H. Çocuk Psikolojisi. Remzi Kitabevi.