Sakar Sanılan Oğlum İp Atlama ve Sek Sek ile Dengesini Nasıl Buldu?

Oğlum küçükken çevremizdeki herkes ona “sakar” derdi. Düz yolda tökezler, sandalyeden kalkarken masaya çarpar, koşarken kendi ayağına dolanıp düşerdi. Ben de bir süre bunu kişilik özelliği sandım; “dikkatsiz işte” deyip geçtim. Ama okula başlayınca beden dersinde hep geride kalması, arkadaşlarının onunla oyun kurmakta zorlanması içimi burktu. O zaman anladım ki bu bir dikkat meselesi değil; oğlumun bedenini tanıması, dengesini bulması gerekiyordu.

Sorun “sakarlık” değilmiş

Bir aile büyüğümüz, “Bu çocuk sakar değil, sadece bedenini nasıl kullanacağını henüz öğrenmemiş” dedi. O cümle kafamda bir şey değiştirdi. Oğlum aslında ne yaptığını görmüyor değildi; bedeninden gelen sinyalleri okumakta zorlanıyordu.

Denge ve koordinasyon (bedenin farklı bölümlerini aynı anda uyum içinde kullanabilme becerisi) çocuklarda kendiliğinden gelişen ama desteklenmesi gereken bir şeymiş. Ben oğlumu televizyon karşısında ya da tablet başında “sakin” tuttukça, o bu beceriyi geliştirecek fırsatı da bulamıyormuş. Fark ettim ki sorun onun bedeninde değil, hareket etmesine yeterince alan açmamamdaydı.

Denediğim ama işe yaramayan şeyler

İlk aylarda yanlış yollar denedim. Onu spor kursuna yazdırdım; kalabalık bir salonda, tanımadığı çocuklarla, sürekli “yap, olmuyor, tekrar yap” baskısı altında iyice kapandı. Bir hafta sonra gitmek istemedi. Sonra evde ben “şimdi egzersiz yapıyoruz” diye komut verdikçe, bunu bir ödev gibi algıladı ve direndi.

Anladım ki oğlumun ihtiyacı olan şey ders değil, oyundu. Çocuklar zorlandıkları bir şeyi “görev” olarak dayatıldığında bırakıyor; ama aynı şeyi eğlenceli bir oyunun içinde yaptıklarında saatlerce tekrarlıyorlar. Benim de yaklaşımı değiştirmem gerekiyordu.

İşleri değiştiren iki basit oyun: ip ve tebeşir

İp atlama ilk başta hiç kolay olmadı. Oğlum ipi çevirmeyle zıplamayı aynı anda yapamıyordu; ip ayağına takılıyor, sinirleniyordu. Ben de ipi sabit tutup yere koydum, önce onun üstünden ileri geri atlamasını istedim. Sonra ipi yavaşça sallayıp sadece zamanlamayı öğrenmesini bekledim. Haftalar içinde önce bir, sonra üç, sonra on kez üst üste atlayabildi.

Sek sek (yere tebeşirle kutular çizilip tek ayak-çift ayak sıçranarak oynanan geleneksel sokak oyunu) ikinci silahımız oldu. Site bahçesine tebeşirle kutuları çizdik. Tek ayak üstünde durmak, sıçrayıp dengeyi korumak, taşı doğru kutuya atmak; hepsi aslında birer denge ve koordinasyon çalışması. Ama oğlum için bu bir egzersiz değil, mahalle çocuklarıyla oynadığı bir oyundu.

En güzeli, bu iki oyunun da hiçbir maliyeti olmamasıydı. Bir ip ve bir kutu tebeşir; hepsi bu. Türkiye'de benim çocukluğumda sokakta oynanan bu oyunlar, meğer çocuğun bedenini tanıması için birer küçük antrenmanmış.

Ne değişti, ne kadar sürdü?

İlk belirgin değişikliği yaklaşık bir ay sonra gördüm. Oğlum artık koşarken daha az düşüyordu; sanki ayaklarının nerede olduğunu daha iyi biliyordu. İki ay sonra beden dersinde “bugün ipte en çok ben atladım” diye eve geldi. O gün ikimiz de çok mutlu olduk.

Özgüven belki de en büyük kazanç oldu. Bedenine güvenmeye başlayan çocuk, oyun kurmaya, arkadaşlarına katılmaya da cesaret ediyor. Oğlum “sakar çocuk” etiketinden kurtuldukça daha neşeli, daha sosyal biri oldu. Fiziksel gelişimle ruhsal gelişimin bu kadar iç içe olduğunu itiraf edeyim ki o zamana kadar bilmiyordum.

Bizde işe yarayan küçük kurallar

Aynı yoldan geçen ebeveynlere, bize iyi gelen birkaç şeyi aktarmak isterim:

  • Oyunu asla “egzersiz” ya da “ödev” diye adlandırmadım; sadece “hoydi oynayalım” dedim.
  • Beceremediğinde düzeltmek yerine, küçük bir ilerlemesini bile fark edip söyledim.
  • Günde on beş-yirmi dakika yeterliydi; uzun ve yorucu seanslar yerine kısa ve keyifli olması işe yaradı.
  • Ben de yanında atladım, sek sek oynadım; çocuk yalnız “sınanan” değil, birlikte oynayan biri olduğunu hissetti.
  • Ekran süresini azalttıkça, o boşluğu bu oyunlarla doldurdum; yasak koymak yerine yerine bir şey koymak daha kolaydı.

Bir uyarı: her çocuk aynı değil

Şunu da eklemeliyim: oğlumdaki gecikme oyunla düzelen türdendi. Ama bazı çocuklarda denge ve koordinasyon güçlüğü daha derin bir nedene bağlı olabilir. Eğer çocuğunuz yaşıtlarına göre belirgin biçimde geride kalıyor, sık sık nedensiz düşüyor ya da hareketlerinde sizi endişelendiren bir şey varsa, bir çocuk hekimine ya da fizyoterapiste danışmak en doğrusu. Bizim hikâyemiz bir tıbbi tavsiye değil; sadece bir annenin deneyimi.

Neden işe yaradı diye düşünüyorum

Geriye dönüp baktığımda, işe yarayan şeyin sihirli bir yöntem olmadığını görüyorum. Oğluma bedenini keşfedeceği, hata yapmaktan korkmayacağı, baskı hissetmeden tekrar tekrar deneyebileceği bir alan açmışım sadece. Çocuklar hareket ederek öğreniyor; biz büyükler çoğu zaman onları fazla “sakin” tutmaya çalışırken bu öğrenmeyi farkında olmadan kısıtlıyoruz.

Bugün oğlum on yaşında ve artık kimse ona sakar demiyor. Bisiklete biniyor, arkadaşlarıyla top oynuyor, merdivenleri koşarak iniyor. Ben de bir ip ve bir tebeşirin bir çocuğun hayatında ne kadar büyük bir fark yaratabileceğini gördüm. Bazen çözüm, çocukluğumuzun sokak oyunlarında saklı.

En çok pişman olduğum şey, başta ona “sakar” etiketini yapıştırmama izin vermemdi. Bir çocuğa sürekli beceriksiz olduğunu söylediğinizde, o da buna inanmaya başlıyor. Oysa çoğu zaman ihtiyaçları olan tek şey biraz daha fırsat, biraz daha sabır ve baskısız bir oyun ortamı. Ben etiketi bırakıp ona alan açtığımda, geri kalanını kendisi hallettiği. Aynı durumdaki her aileye söylemek istediğim şey bu: acele etmeyin, kıyaslamayın ve en önemlisi, oynamaya izin verin.

Sonradan eklediğimiz çizgi ve top oyunları

Çizgi üstünde yürümek, ip ve sek sekten sonra listeye kattığımız en basit oyundu. Yere düz bir koli bandı yapıştırdık ya da tebeşirle bir çizgi çektik; oğlum kollarını iki yana açıp o çizginin üstünde düşmeden yürümeye çalıştı. Sonra çizgiyi zikzak yaptık, ardından geri geri yürümesini istedim. Hem dengesini hem dikkatini aynı anda çalıştıran, üstelik kahkahalarla dolu bir oyundu. Zorlaştıkça o daha çok eğlendi.

Top yakalama göz-el koordinasyonuna (gözle görüp elle doğru hamleyi zamanında yapabilme uyumu) çok iyi geldi. Önce büyük ve yavaş bir topla başladık; oğlum yakalayamadığında topu küçültmedim, aksine daha da kolaylaştırdım. Başardığını gördükçe hevesi arttı; mesafeyi açmayı, topu küçültmeyi hep ona bıraktım. Kendi hızında zorlaştırınca hiç yılmadı.

Bu oyunların ortak noktası, hepsinin evde ya da bahçede, hiçbir özel alet gerektirmeden yapılabilmesiydi. Pahalı oyuncaklara değil, biraz zamana ve sabra ihtiyaç vardı. Ben de her seferinde yanında oynadım; oğlum kendini sınanan biri değil, benimle oyun kuran biri gibi hissetti. Sanırım işin en güzel yanı da buydu; onun gelişimini desteklerken aramızdaki bağ da güçlendi.

Bu süreçte çocuğun bedeninin de iyi beslenmeye ihtiyacı olduğunu unutmadık; hareket eden bir çocuğun enerjisi ve gelişimi için dengeli beslenme çok önemli. Bu noktada Uzbionik Boy Uzatma ve Gelişim Takviyesi, çocukların günlük vitamin ve mineral ihtiyacını desteklemek için hazırlanmış bir tamamlayıcıdır; sağlıklı beslenmenin ve bol hareketin yerini tutmaz, onları tamamlar.

Kaynakça

Gallahue, D. L. & Ozmun, J. C. (2006). Understanding Motor Development: Infants, Children, Adolescents, Adults. McGraw-Hill.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO). Physical activity guidelines for children and adolescents.

Bloga dön
Geri
Uzbionik Gelişim Takviyesi